https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx

    İklim değişikliğinin yeni eşitsizlik alanı “soğutma yoksunluğu” gerçekleştirilen webinarla ele alındı

    Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ), Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) sürecine yönelik bilimsel etkinliklerini sürdürüyor. Bu kapsamda BAİBÜ Çevre Koordinatörlüğü ile Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (ESAM) iş birliğinde düzenlenen “BAİBÜ COP31 Yolunda – İklim Değişikliğine Uyumda Enerji Yoksulluğunu Yeniden Değerlendirmek: Soğutma Yoksunluğu” başlıklı webinar etkinliğinde, iklim değişikliğinin giderek daha görünür hâle gelen sosyal ve ekonomik boyutlarından biri olan soğutma yoksunluğu ele alındı.

    Webinara BAİBÜ akademisyen ve öğrencilerinin yanı sıra Türkiye’nin farklı üniversitelerinden araştırmacılar ve akademisyenler katıldı. Etkinliğin konuşmacısı, Üniversitemiz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Işıl Şirin Selçuk Çakmak oldu.

    Webinarın açılışını gerçekleştiren Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve Çevre Koordinatörü Doç. Dr. Gamze Doğdu Yücetürk, COP31’in küresel iklim politikalarının tartışıldığı önemli uluslararası platformlardan biri olduğunu belirterek, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek konferansın Türkiye açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.

    Doç. Dr. Doğdu Yücetürk, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını; enerji, ekonomi, kentleşme, sağlık, sosyal adalet, gıda ve su güvenliği gibi pek çok alanı etkileyen çok boyutlu bir mesele olduğunu vurguladı. Üniversitelerin bu süreçte disiplinler arası bilimsel bilgi üretme ve uygulanabilir çözüm önerileri geliştirme sorumluluğuna sahip olduğunu ifade etti.

    Doç. Dr. Işıl Şirin Selçuk Çakmak ise sunumunda, enerji yoksulluğunun uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak hanelerin kış aylarında yeterli ısınmaya erişememesi üzerinden değerlendirildiğini belirtti. İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıkların ve sıcak hava dalgalarının ise yaz aylarında yeterli ve karşılanabilir biçimde serinleyebilme meselesini de önemli bir iklim uyumu ve sosyal politika konusu hâline getirdiğini ifade etti. Çakmak, bu çerçevede “soğutma yoksunluğu” kavramının giderek daha önemli hâle geldiğini belirterek, enerji yoksulluğunun yalnızca yüksek enerji faturalarıyla açıklanamayacağını vurguladı.

    Webinarda Türkiye’ye ilişkin araştırma bulgularını da paylaşan Çakmak, TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verileri ile sıcaklık verilerinin eşleştirildiği ve Türkiye’de yaklaşık 295 bin haneyi kapsayan çalışmalarının ön bulgularını katılımcılarla paylaştı. Araştırmada özellikle hanelerin maliyet nedeniyle klima veya soğutma ekipmanı edinememeleri incelendi. Bulgular, uzun dönemli olarak daha sıcak bölgelerde yaşayan düşük gelirli hanelerde soğutma ekipmanı edinme güçlüğünün belirgin biçimde yükseldiğini ortaya koydu.

    Sunumunu COP31 açısından üç temel mesajla özetleyen Çakmak; öncelikle sorunun doğru ölçülmesi, ardından desteğin gerçekten ihtiyaç sahibi ve kırılgan gruplara yönlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bununla birlikte insanların serinleme ihtiyacı karşılanırken enerji talebinin ve sera gazı emisyonlarının gereksiz biçimde artırılmamasının da dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi.

    Etkinlikte, soğutmaya erişimin yalnızca klima sahibi olmak üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği vurgulandı. Kentlerde yeşil ve gölgeli alanların artırılması, binaların iklim koşullarına uygun tasarlanması, enerji verimli cihazların kullanılması, temiz elektrik üretiminin yaygınlaştırılması, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve kırılgan gruplara yönelik sosyal politikaların birlikte uygulanmasının önemine dikkat çekildi.

    Sunumun ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde farklı üniversitelerden araştırmacıların da katkılarıyla iklim adaleti, kırılgan gruplar, konut özellikleri, yerel ve bölgesel farklılıklar, soğutma sistemlerinin maliyeti ve düşük gelirli hanelere yönelik destek politikaları ele alındı. Katılımcılar, iklim değişikliğine uyum çalışmalarında ulusal politikaların yanı sıra bölgesel ve yerel koşulların da dikkate alınmasının önemine vurgu yaptı.

    BAİBÜ 15-16 Ekim 2026 tarihlerinde ev sahipliği yapacağı “Batı Karadeniz İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Sempozyumu” ile Batı Karadeniz başta olmak üzere farklı bölgelerden akademisyen, araştırmacı ve sektör uzmanlarını bir araya getirecek.

    Mevcut makalenin kısa URL'si : https://ajanda.ibu.edu.tr/rkix
    Önceki İçerikTaziye Mesajı ( Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Yaman’ın annesi Ayşe Yaman)