https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx
https://ibu.edu.tr/Website/Default.aspx

    COP31 webinar serisinin 3’üncüsünde “İklim Değişikliği ve Vektör Kaynaklı Hastalıklar” ele alındı

    Türkiye’nin ev sahipliğini yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisinin (COP31) hazırlık süreçleri kapsamında Üniversitemizin düzenlediği webinar serisinin 3’üncü programı, “İklim Değişikliği ve Vektör Kaynaklı Hastalıklar” başlığıyla çevrim içi olarak gerçekleştirildi.

    Moderatörlüğünü Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gamze Doğdu Yücetürk’ün yaptığı programa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şeyda Karabörk konuşmacı olarak katıldı.

    İklim değişikliğinin insan sağlığına etkisine dikkat çekildi

    Programın açılışında konuyla ilgili genel bir değerlendirme yapan Doç. Dr. Gamze Doğdu Yücetürk, iklim değişikliği gündeminin çoğu zaman karbon emisyonları, enerji dönüşümü ve aşırı hava olayları üzerinden kurulduğunu, oysa krizin giderek belirginleşen bir halk sağlığı boyutu bulunduğunu söyledi.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün, iklim değişikliğinin insan sağlığını sıcak hava dalgalarından hava kalitesine, gıda ve su güvenliğinden vektör kaynaklı hastalıklara kadar pek çok yoldan etkilediğini ortaya koyduğunu kaydeden Doğdu Yücetürk, Asya kaplan sivrisineği olarak bilinen türün, Avrupa’da 16 ülkede yüzlerce bölgede yerleşik hâle gelmesini, bu tablonun somut bir göstergesi olarak paylaştı.

    İklim değişikliği, patojenlerin insana bulaşma riskini artırıyor

    Açılış konuşmasının ardından yaptığı sunumda iklim değişikliğinin biyolojik mekanizmalarına odaklanan Doç. Dr. Şeyda Karabörk, sivrisinek ve kene gibi vektörlerin vücut sıcaklığı ve metabolizması tamamen dış ortama bağlı canlılar olduğunu, bu nedenle ısınan iklimden doğrudan etkilendiklerini anlattı. Sıcaklık yükseldikçe bu canlıların yaşam döngüsünün kısaldığını, patojenin vektör içinde bulaştırıcı hâle gelmesi için geçen sürenin de azaldığını belirten Karabörk, sonucun katlanarak artan bir bulaşma riski olduğunu vurguladı.

    Doç. Dr. Karabörk; ormansızlaşma, plansız kentleşme, arazi kullanım değişiklikleri ve nüfus hareketliliğinin iklim etkisiyle birleştiğinde daha önce bir arada bulunmayan türleri temas hâline getirdiğini, bunun da patojenlerin insana sıçramasını kolaylaştırdığını ifade etti. Küresel tabloya ilişkin olarak dang humması vakalarının son yıllarda rekor düzeylere ulaştığını, hastalığın 100’den fazla ülkede endemik hâle geldiğini aktardı. Daha önce yalnızca tropik bölgelerle sınırlı olan hastalıkların artık ılıman kuşaklara ve yüksek rakımlı yerleşimlere doğru yayıldığına dikkat çekti.

    “Bolu, Lyme hastalığı açısından endemik bir bölge.”

    Türkiye özelinde ise Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin öne çıktığını, ülkemizin bu hastalıkta Avrupa’nın en yüksek insidansına sahip olduğunu belirten Karabörk, vakaların önemli bölümünün tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarda görüldüğünü söyledi. Bolu’nun ise Lyme hastalığı açısından endemik bir bölge olduğunu, ormanlık alanların kene popülasyonu için elverişli bir yaşam alanı oluşturduğunu vurgulayan Karabörk, kene tutunması sonrasında belirti takibinin ve erken tanının önemine değindi.

    “Tek Sağlık” yaklaşımı ve ortak eyleme işaret edildi

    Sunumun çözüm bölümünde “Tek Sağlık” yaklaşımını merkeze alan Karabörk, iklim ve çevre sorunlarının yalnızca çevre bilimcilerin alanı gibi görülmesinin yanlış olduğunu, insan sağlığı, hayvan sağlığı ve çevre sağlığı üzerine çalışan bilim insanlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Uydu verileriyle sıcaklık, nem ve yağış eğilimlerinin izlenmesine dayalı erken uyarı sistemlerini, biyolojik mücadele yöntemlerini ve durgun su birikintilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik toplum temelli uygulamaları örnek gösteren Karabörk, “Panik değil, farkındalık ve eyleme geçirilebilir bir sağlık adaptasyonu” çağrısında bulundu.

    Soru-cevap bölümünde sağlık sisteminin değişen hastalık örüntülerine hazırlık düzeyi, iklim ve sağlık ilişkisinin lisans müfredatlarına taşınması, yerel yönetimlerin ilaçlama takvimlerinin vektörlerin üreme döngüsüne göre yeniden planlanması ve kimyasallara karşı gelişen direnç konuları tartışıldı. Program, katılımcılara ve emeği geçenlere teşekkür edilerek sona erdi.

    Webinar kaydına İBUESAM YouTube kanalı üzerinden erişilebilir. COP31 sürecinde farklı başlıklarla düzenlenecek webinarlar devam edecek.

    Mevcut makalenin kısa URL'si : https://ajanda.ibu.edu.tr/ite0
    Önceki İçerikAiristo Ai: Yapay Zeka İçerik Tespit Aracı Deneme Erişimi