Üniversitemiz Eğitim Fakültesi tarafından Öğretmen okullarının 178’inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla “Geçmişten Günümüze Öğretmenlik Mesleği” konulu panel düzenlendi. İzzet Baysal Kültür Merkezi Pembe Salonda gerçekleştirilen etkinliğe; Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kaya Yıldız, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Üzeyir Ok, akademik-idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programın açılış konuşmasını yapan Dekan Prof. Dr. Üzeyir Ok, öğretmenlik mesleğinin tarihsel köklerinin ve toplumsal anlamının önemine vurgu yaparak, “Bundan yaklaşık 2 asır önce medreselerde yer alan eğitimin özellikle askeri, tıbbi ve teknoloji alanlarındaki yetersizliği belirlenmiştir. Bu eksikliği gidermek için Rüştiye mektebi kurulmuş ancak burada nitelikli eğitim verecek öğretmenlerin bulunamaması, yeni bir arayışa yol açmıştır. Tanzimat reformlarının getirdiği yenileşme arayışları içerisinde Osmanlı eğitim sisteminde modernleşme ve reform hareketlerinin uzantısı olarak önemli bir adım atılmış ve 16 Mart 1848’de Darülmuallimin-i Rüşdi adıyla modern anlamda öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan ilk okul kurulmuştur.” dedi.
Dekan Ok: “Cumhuriyet, öğretmenleri toplumun modernleşmesinin öncü aktörleri olarak görmüştür.”
Darülmuallimin, Osmanlı toplumunun modernleşme arayışlarının yoğunlaştığı bir dönemde kurulduğuna işaret eden Prof. Dr. Ok, “Eğitim alanındaki bu girişim öğretmenliğin bir meslek olarak kurumsallaşmasına ve eğitimin planlı bir biçimde geliştirilmesine yönelik önemli bir başlangıç teşkil etmektedir. Böylece öğretmenlik yalnızca bilgi aktaran bir faaliyet olmaktan çıkarak toplumsal gelişmenin ve kültürel dönüşümün taşıyıcı gücü olarak görülmeye başlanmıştır. Bu tarihsel miras Cumhuriyet döneminde daha güçlü bir anlam kazanmış; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kurulan yeni Cumhuriyet, eğitimi toplumun modernleşmesinin en temel amacı olarak görmüş; öğretmeni ise bu dönüşümün öncü aktörü olarak konumlandırmıştır.” ifadelerini kullandı.
Müzik dinletisi beğeni topladı
Açılış konuşmasının ardından gitarda Prof. Dr. Sadık Yöndem ve mandolinde Dr. Öğr. Üyesi Caner Kalender’den oluşan Abant Mandolin-Gitar ikilisinin müzik dinletisi sunuldu. Büyük beğeni toplayan dinletinin sonunda sanatçılara teşekkür belgeleri Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kaya Yıldız tarafından takdim edildi.
Geçmişten Günümüze Öğretmenlik Mesleği paneli
Moderatörlüğünü Prof. Dr. Fahri Kılıç’ın yaptığı ve öğretmenlik mesleğinin tarihsel gelişiminin, günümüzdeki konumunun ve geleceğe dair perspektiflerinin ele alındığı Geçmişten Günümüze Öğretmenlik Mesleği konulu panel gerçekleştirildi.
Prof. Dr. Fahri Kılıç, 2008 yılında Eğitim Fakültesi’nin davetiyle Üniversitemizi de ziyaret eden duayen Tarihçi ve Yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’yı saygı ve rahmetle andı. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinin öğretmen yetiştirme politikaları bakımından son derece olumlu dönemler olduğuna işaret eden Prof. Dr. Kılıç, özetle “1. Dünya Savaşı sırasında öğretmenler toplumun önderi ve rol modeli haline gelmeye başlamışlar. Millî Mücadele tarihimiz açısından dönüm noktası olan Sultanahmet Mitingi ve mitingin en önemli siması Halide Edip Hanım, erkeklerin konuşmaya cesaret edemediği bir tarihte, 200 bin kişilik bir mitingde binlerce öğretmenin ve öğrencinin önünde konuşarak Millî Mücadele ruhunu İstanbul’dan Anadolu’ya yayan bir isim olmuştur. Mustafa Kemal de bir toplumun değişmesinin en önemli unsurunun eğitim olduğunun bilincinde bir liderdir ve Cumhuriyet kuşağının tamamında bu bilinç vardır.” diye konuştu.
Dr. Kıbrıs: “Cumhuriyet döneminde askeri alanda kazanılan zaferlerin, eğitimle taçlandırılmadığı sürece kalıcı olamayacağı anlayışı ile eğitimdeki çabalar daha ileriye götürülmüştür.”
Üniversitemiz Eğitim Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Dr. İbrahim Kıbrıs, Cumhuriyet öncesi dönem ve Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirme ve bu dönemlerde öğretmenlik mesleğinin önemine ilişkin ayrıntılı bir sunum yaptı ve özetle “Cumhuriyet öncesi dönemde öğretmenlikle ilgili ilk arayışlar, askeri okullara alınacak öğrencilerin nitelikli bir eğitimden geçirilmesi ihtiyacını karşılama isteğiyle başlamıştır. Bu amaçla, 16 Mart 1848’de öğretmen yetiştirme amacıyla kurulmuş olan kurumun açılışı, Öğretmen Okulları Günü’nün önemli bir gün olarak anılmasında ve bu bilincin gelecek kuşaklara aktarılmasında önem arz etmektedir. Cumhuriyet döneminde de özellikle askeri alanda kazanılan zaferlerin, eğitimle taçlandırılmadığı sürece kalıcı olamayacağı anlayışı ile bu konudaki çabalar daha ileriye götürülmek istenmiştir. Ülkemiz ulaştığı bilimsel bilgi ve teknik donanımıyla geleceğini düşünebilir, planlayabilir bir konuma ulaşmıştır. Bu nedenle insan unsurunun iyi, dahası çok çok iyi eğitilmesi gerekmektedir. Bunun için de geleceğimizin siz genç öğretmen adaylarının ellerinde olduğunu unutmamalıyız.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Altun: “Güçlü hayalleri olan medeniyetlerin çocukları bu hayalleri gerçekleştirmiştir.”
Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Altun ise “Dijital Çağda Eğitimin Geleceğini Düşünmek” başlıklı sunum yaptı. 19’uncu yüzyıldan bu yana geleceği teknoloji odaklı düşündüğümüzü ve bugün hâlâ aynı noktada ilerlediğimizi, bu dönemlerde eğitimin geleceğine dair hayallerin ne olduğundan örnekler sunarak anlatan Prof. Dr. Altun, “Atraktör dediğimiz bir kavram var; yani hayaller güçlüyse insanları peşinden koşturabiliyor. Örneğin Uzay Yolu dizisinde otomatik açılıp kapanan kapılar vardı; mürettebatla görüntülü konuştukları telefonlar vardı. Jules Verne’nin kitaplarında deniz altında seyahatler, aya yolculuklar vardı. Bunları hayal edebilen medeniyetin çocukları bu hayalleri gerçekleştirebildi. O yüzden bizim de geleceğe dair güçlü hayallerimizin olması gerekiyor.” dedi.
“Türkçenin bir dil modelini oluşturabilirsek yapay zekalarımızı ve akıllı yazılımlarımızı inşa edebiliriz.”
“Gelecek dijital teknolojiler üzerine inşa edilecek. Dijital devrimde 30 yıla yaklaşıyoruz ve dünya nüfusunun yüzde 70’i dijitalleşti.” diyen Prof. Dr. Altun, özetle “Dijitalleşme, insanlık tarihinde yaşanan en büyük değişimlerden biri oldu. Hepimizin muazzam derecede dijital ayak izleri toplanıyor ve bunlar kişileştirme anlamında hem lehimize hem aleyhimize kullanılabiliyor. Bizim çocuklarımız da bu dünyaya daha fazla odaklanacaklar; odaklanmalılar. Nicholas Negroponte yapay zekayı anlatırken, ‘Bir yapay zekâ uzmanının Türkçeyle karşılaşması rüyalarının gerçek çıkmasıdır.’ diyor. Oktay Sinanoğlu ise, ‘Türkçe matematiksel bir dildir. Bilgisayar dili için en uygun dil Türkçedir.’ diyor. Ülkemizde büyük dil modeli geliştirmek için çalışmalar başlatıldı; çok güzel haber. Eğer Türkçenin bir dil modelini oluşturabilirsek yani Türkçeyi tüm yapısıyla bilgisayar diline dökebilirsek kendi yapay zekalarımızı, kendi akıllı yazılımlarımızı inşa etme noktasında çok muazzam işler yapacağız. Türkçe konuşulduğu gibi yazılan bir dil, matematiksel bir dil. O yüzden dijital teknolojilerde Türkçe ana dilini kullanan yazılım teknolojisi noktasında çok büyük bir gelecek var. Umarım bizim çocuklarımız burada çok kıymetli işler yaparlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Panelin sonunda akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi; toplu fotoğraf çekiminin ardından etkinlik sona erdi.

















































































































