Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ), nükleer tıp alanında dışa bağımlılığı azaltacak stratejik bir projeye imza atıyor. Proje yürütücülüğünü Doç. Dr. Rıfkı Terzioğlu’nun üstlendiği “Yerli Doz Kalibratörü Geliştirme Projesi”, birinci yılını önemli teknik başarılarla geride bıraktı.
Türkiye’nin nükleer teknoloji yetkinliğini artırmayı hedefleyen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen proje, 20 Şubat 2025 tarihinde başlamıştı. Toplam 1.380.968 TL bütçeye sahip olan çalışma, 20 Ağustos 2027 tarihinde tamamlandığında, nükleer tıpta hayati önem taşıyan radyonüklid aktivitelerini yüksek hassasiyetle ölçebilen tamamen yerli ve özgün bir cihazı ülkemize kazandırmış olacak.
Elektronik Tasarım ve Simülasyon Süreçleri Tamamlandı
Proje ekibi, ilk yıl içerisinde cihazın kalbi sayılan elektronik devre tasarımlarında kritik aşamaları geçti. Ölçüm hassasiyetini belirleyen analog ve dijital alt sistemlerin büyük bölümü başarıyla tamamlandı. Özellikle düşük akım ve düşük gürültü seviyelerinde çalışabilen özel devreler, cihazın dünyadaki muadilleriyle rekabet edebilecek bir performansa sahip olmasını sağlayacak.
Teoriden Pratiğe: GEM Dedektör Teknolojisi
Projenin en dikkat çekici teknik detaylarından biri olan GEM (Gas Electron Multiplier) dedektör sistemine ait çalışmalar da hız kesmeden devam ediyor. İlk yıl sonunda:
- Dedektör geometrisi ve gaz kazancı hesaplamaları tamamlandı.
- Ölçüm performansına ilişkin tüm simülasyon ve analizler sonuçlandırıldı.
- Proje, teorik fazdan deneysel doğrulama sürecine resmen geçiş yaptı.
Hedef: Tam Bağımsızlık ve Ekonomik Katma Değer
Önümüzdeki dönemde, geliştirilen yüksek hassasiyetli elektronik sistemlerin GEM dedektör ile entegrasyonu sağlanarak gerçek radyasyon ölçümlerine başlanacak. Rıfkı Terzioğlu ve ekibi, elde edilecek verilerle cihazın doğruluk ve tekrarlanabilirlik performansını en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor.
Hâlihazırda büyük oranda ithal edilen ve yüksek maliyetlerle temin edilen doz kalibratörlerine yerli bir alternatif sunacak olan bu proje, sadece ekonomik tasarruf sağlamakla kalmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin nükleer tıp teknolojilerindeki bilimsel ve ticari potansiyelini de güçlendirecek.





































































































