BAİBÜ’de 100’üncü Yılında İstiklal Marşı Konferansı Çevrimiçi Düzenlendi

    Vatan Şairi Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı günlerden bugünlere, aynı duygu ve düşüncelerle okumaya devam ettiğimiz İstiklal Marşımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabulünün 100’üncü yıl dönümü dolayısıyla, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Rektörlüğü tarafından çevrimiçi konferans düzenlendi. “İstiklal Marşı’nın Kaynakları” konulu çevrim içi konferansı veren Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hacı İbrahim Delice, “İstiklal Harbi’nin gerçekleşme sebebi ne ise, İstiklal Marşı’nın yazılma sebebi de odur.” dedi.

    İstiklal Marşı’nın kabulünün üzerinden tam 100 yıl geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Delice, “İnşallah, kıyamete kadar, Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’na yüklediği anlam zenginliği, millet hayatının tüm alanlarında, şairin de arzuladığı boyutlarda gerçek hayatta yansımalarını bularak devam eder. Bu dilek, ileri görüşlü İstiklal Marşı şairinin de dileğidir. Allah, bu millete yeniden bir milli marş yazdırmasın. Yüce Allah’ın bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmaması için, marşın ruhunu hep taze tutup, aynı inancı muhafaza etmek zorunluluğu gün gibi ortadadır. 100 yıl sonra bile stratejik ortak olduğumuz ülkelerin Türkiye politikalarını doğru okuduğumuzda, bunu çok rahat bir şekilde kavrayabilmekteyiz. İstiklal Marşı, milletimizin ortaklaşa kan, can ve imanla yazılmış bir vatan sözleşmesidir. Bu nedenle, bu sözleşmenin şiirsel abidesi ve mucizevi kahramanlıkların destansı ifadesi olan İstiklal Marşı’nın asıl kaynağı, Milli İstiklal Harbi’dir. Bu nedenle İstiklal Marşı, tarih belgesi olarak Milli İstiklal Harbi yani kurtuluş ve yeniden kuruluş savaşı demektir. İstiklal Marşı, Kurtuluş Savaşı destanıdır. Bu destan, gerçeğe yaslanan, ilhamını yaşananlardan alan ve aynı hatalar yapılıp tarihin tekerrür etmesi durumunda yaşanacak olanlara dikkati çeken çok gerçekçi bir metindir. Bunu Akif’in kendisi şöyle ifade eder: ‘Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim. İnan ki her ne demişsem, görüp de söylemişim. Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek. Sözün, odun gibi olsun, hakikat olsun tek.’” diye konuştu.

    “Akif, Milli Mücadele Boyunca, Halkı Aydınlatma Faaliyetlerini Sürdürdü.”

    Mehmet Akif’in Milli Mücadele süresince yürüttüğü faaliyetleri ayrıntılı şekilde anlatan Prof. Dr. Delice, “Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını halife ve sultana isyan etmiş gösterenler karşısında, Milli Mücadeleye katılmakta tereddüt edenlere ve yer yer isyan çıkaranlara karşı Heyet-i İrşadiye üyeliği ile aktif çalışan vaiz, yazar, şair, milletvekili sıfatları ile Akif, Ankara merkez olmak kaydıyla Anadolu’nun Burdur, Konya, Antalya, Kastamonu gibi değişik şehirlerindeki vaazları ile halkı aydınlatma faaliyetlerini sürdürdü. Milli Mücadele’nin muazzam bir cihat olduğunu halkı o kadar yakından ikna etti ki, bu vadide öyle mahirane bir üslup, öyle candan bir ahenk kullandı ki, Anadolu’nun birçok vilayetinde, kazalarında, hatta nahiyelerinde, camilerde, medreselerde, meydanlarda insan kütlelerine karşı hitap etti. O, çok samimi konuşuyor, doğruyu söylüyordu. Sözleri, herkesin üzerinde çok derin tesir ediyor, O’nu bir kere dinleyen ve eli silah tutabilen bütün erkekler, ailesiyle vedalaşıyor, evini, karısını, çocuklarını Allah’a emanet ederek, cepheye koşuyordu. Akif’in şu sözleriyle bu bahiste söylenecekleri özetlemek mümkündür: ‘Ey cemaati Müslimin, milletler topla, tüfekle, zırhlı ordularla, tayyarelerle yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler, ancak aralarındaki rabıtalar çözülerek, herkes başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır.’” ifadelerini kullandı.

    İstiklal Marşı’nın, 12 Mart 1921’de TBMM’de kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Delice, özetle şunları söyledi:

    “Mustafa Kemal Paşa’nın da övgüsünü kazanmış olan ve Anadolu’da 464 sayılı nüshası Kastamonu’da çıkan Sebilürreşad, 3 Şubat 1921 tarihli 467’nci sayısı ile Ankara’da çıkmaya başladı. Ankara’da yayımlanan ilk nüshada, Akif’in Kastamonu ve ilçelerinde yaptığı konuşmalardan derlenen bir yazı yayımlandı. 468’inci sayısında ise, Akif’in Türk Milleti’ne armağan ettiği en büyük eseri İstiklal Marşı’da yayımlandı. Marşımızın, milletin yaşananlar karşısında ruhlarında oluşan heyecanın ifadesi olduğunu, 1936 yılında İstanbul’da hasta ziyaretine gelen arkadaşlarına bizzat kendisi şu sözlerle ifade etmiştir: ‘İstiklal Marşı… O günler, ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının ifadesidir. Binbir fecayi karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde hâlas dakikaları beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir, bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.’ İstiklal Marşı’nın neredeyse her kıtasının ses ses, hece hece, kelime kelime damgasını vuran kaynakların başında İslam ve İslam birliği gelmektedir. Akif’in İslam şairi, Kur’an şairi ve Camideki Şair gibi sıfatlarla anılmasını sağlayan, sahip olduğu bu fikirdir. O’nu hem eylem hem de söylem olarak harekete geçiren ve gönlü İslam’la dolu, onun uğrunda cenneti satın almaya hazır milyonların harekete geçmesi noktasında, tek başına bir ordu gibi çalışmasını sağlayan da bu inançtır.

    Mehmet Akif, hem tasavvufi hem de fıkhi anlamda mücahittir. Bu cehdinin mükemmel bir örneği olarak da millete bağışladığı İstiklal Marşı, başta gelmektedir. 10 kıta olan İstiklal Marşı’nın nasıl ki 2 kıtası marşın tamamının özeti ise, İstiklal Marşı’da Safahat’ın ve yazdığı tüm yazıların özüdür. Mehmet Akif’in kültürel birikiminin tamamıdır. Akif’in tüm yapıp ettikleri ile söyledikleri tebliğ amacı güder. Yani İslam için şehitlerin yaptığı gibi bir cehddir. Akif, fikri ve kalemiyle, zulümle çok kişinin yapamayacağı bir kurtuluş savaşına girişmiştir. Bu savaş, Hakk’ın farz kıldığı, Müslümanın kesinlikle yerine getirmesi gereken bir farzdır hem de. Akif’de bu farzın gereğini bellemiş ve Ankara’da Tacettin Dergahı’ndan kazaya dahil olmuş, ‘Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal’ dizesiyle istiklal ve istikbalin, sadece ve sadece Hakk’a tapan milletin hakkı olduğunu oradan haykırmıştır. Akif’in tüm hayatına yansıyan bu haykırışı, O’nu İslam şairi yapmıştır. İstiklal Marşı’nın en temel kaynağı savaştır ve Müslüman zorunlu olduğunda savaşı, Allah’a olan inancı gereği büyük bir imanla gerçekleştirir.”

    “Akif’in, İstiklal Marşı’nda İzlerini Yoğun Bir Şekilde Gördüğümüz ve Bütün Söylemine Yansıyan Kaynakların Başında Yine Vatan, Yurt ve Millet Sevgisi Gelmektedir.”

    Akif’in, Milli Mücadele sürecinde verdiği vaazlarda ve yaptığı konuşmalarda, Türk Milleti’ne Sevr Anlaşması’nın felaketlerini uzun uzun anlattığını kaydeden Prof. Dr. Delice, “Nitekim 24 Aralık 1920’de Kastamonu’dan Ankara’ya dönüşlerinde Akif, Eşref Edip’le birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın gayreti üzerine istasyonda 1 saat kadar görüşmüşler ve Mustafa Kemal Paşa, Akif’e hitaben şöyle demiştir: ‘Kastamonu’daki vatanperverane mesainizden çok memnun oldum. Sevr Muahedesi’nin memleket için ne kadar feci bir idam hükmü olduğunu Sebilürreşad kadar hiçbir gazete memlekete neşredemedi. Manevi cephemizin kuvvetlenmesinde Sebilürreşad’ın büyük hizmeti oldu. İkinize de bilhassa teşekkür ederim.’ Çanakkale Savaşı’nda 250 bin, 1919-1922 yıllarına yayılan Milli İstiklal Harbi’nde 50 bin şehit verilmiştir. Ayrıca vatanın her karış toprağı, yerin altında kefensiz yatanların kanıyla sulanmıştır. İşte İstiklal Marşı, şehitlerimizin şehadetlerinin de en önemli belgesi olan marştır. Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı/Düşün altında binlerce kefensiz yatanı/Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı/Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı… Akif’in İstiklal Marşı’nda izlerini yoğun bir şekilde gördüğümüz ve bütün söylemine yansıyan kaynakların başında yine vatan, yurt ve millet sevgisini görmemiz de mümkündür. Belki Akif’in düşünce dünyamıza kattığı en önemli değerlerin başında bu kavramlar gelmektedir.” şeklinde konuştu.