AKİMER, İstanbul’un Fethinin 566. Yılında Akşemseddin’i Düzenlediği Panelle Andı

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alişarlı himayelerinde, Akşemseddin İslami İlimler Araştırma ve Uygulama Merkezi (AKİMER) tarafından İstanbul’un fethinin 566’ncı yılı nedeniyle Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası ve fethin manevi mimarı “Akşemseddin” konulu panel düzenlendi.

AKİMER Konferans Salonunda gerçekleştirilen panele; BAİBÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Gökkır, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Özyurt, Rektör Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Hasan Lök, Göynük Belediye Başkanı Ahmet Çankaya, İskilip Belediye Başkanı Recep Çatma, Göynük ve İskilip’ten gelen misafirler, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Panel öncesinde kısa bir selamlama konuşması yapan Eğitime Destek Platformu Başkanı Fikret Kısa, “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla tüm illerde olduğu gibi Bolu’da da kurulan eğitime destek platformunun katkıları ve BAİBÜ’nün desteğiyle düzenlediğimiz Akşemseddin paneli, yaptığımız panellerin sonuncusu ve en önemlisidir. Panelin, Bolu’nun kalbi İzzet Baysal Üniversitesi’nde düzenlenmesinde emeği geçen Rektörümüze teşekkür ediyoruz.” dedi.

Panelin Oturum başkanlığını AKİMER Müdürü Doç. Dr. Şaban Karasakal, Ölüm yıl dönümü nedeniyle ünlü şair Necip Fazıl’ı ve fetih haftası dolayısıyla Fatih Sultan Mehmet Han’ı rahmet ve minnetle andıklarını ifade etti. Doç. Dr. Karasakal, Akşemseddin’nin hayatı hakkında kısaca bilgi vererek “Akşemseddin 1453’te Edirne’de 2. Mehmet’in İstanbul’u fethetmek üzere yola çıktığı haberini alınca, civardaki birçok şeyh ve yüzlerce talebesiyle birlikte İstanbul’un fethine katılmak üzere yola çıkmışlardır. Fethin mimarıdır bir anlamda. Zeyrek Camisi’ni kendisine mekân tutarak derslerini ve ikametini orada gerçekleştirmiştir. Fetihten 6 yıl sonra vefat etmiş ve bugün hepimizin bildiği yerine defnedilmiştir. Makamât-ı Evliya diye muhteşem bir eseri var. Maddetü-l Hayat adlı tıpla ilgili eseri de muhteşemdir. Şiirleri; Türk İslâm, Türk dinî tasavvufî eserlerinin nesir ve şiir örneğini yansıtan çok güzel eserlerdir.” diye konuştu.

Panelde “Akşemseddin Mekânları ve İskilip’te Evlik Akşemseddin Tekkesi” konusunda sunum yapan Araştırmacı Yazar Ali Kılcı, İstanbul’un manevi fatihi olarak bilinen Akşemseddin’in Osmanlı devrinin çok yönlü âlim ve devlet adamlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Akşemseddin Hz., Fatih Sultan Mehmet gibi bir dehaya hocalık yapmış, devrinin yıldızı, müstesna bir isimdir. Akşemseddin ve şeyhi Hacı Bayram-ı Veli’nin diğer tasavvuf erbabından farkı önce medrese eğitimi alarak müderris payesine yükseldikten sonra tasavvufa yönelmiş olmalarıdır. Eğitiminin büyük bir kısmını Amasya medreselerinde almıştır. Büyük bir hekim olması sebebiyle Amasya Bimarhanesi diye de bilinen darüşşifada da eğitim almış olmalıdır. 29 yaşında Osmancık Medresesi’ne müderris olmuştur. Büyük bir depremde yıkılan Osmancık Medresesi’nin kalan dersane kısmı tamir edilmiş, günümüzde Akşemseddin Camisi adıyla ibadete açılmıştır. Yapının bir benzeri 1463 tarihli Amasya Suluova Yolpınar Köyü Kasım Bey Medresesidir.” ifadelerini kullandı.

“Akşemseddin Zaman İçinde Müderrislikten Tasavvufa Yönelmiştir”

Zaman içinde tasavvufa yönelen Akşemseddin’nin Ankara’ya gelerek Hacı Bayram-ı Veli’ye intisap ettiğini kaydeden Ali Kılcı, “Ankara Hacı Bayram-ı Veli Asitanesi’nden (Merkezi) günümüze cami ve altındaki çilehane kalmıştır. Çilehane, yan yana biri abdest almak için iki ön mekân ve 4 çile hücresinden meydana gelir. Bu hücrelerin Hacı Bayram-ı Veli ve halifeleri Akşemseddin, Eşrefi Rumi ve Bıçakçı Ömer’e ait olduğu söylenir.” dedi.

Ali Kılcı; Akşemseddin Beypazarı Camisi, Ankara Akşemseddin Tahta Minare Mescidi, İskilip’teki Evlik Akşemseddin Camisi, Göynük Akşemseddin Camisi, Fatih Zeyrek Akşemseddin Tekkesi ve Camisi gibi mekânların yapımı ve günümüzdeki durumu hakkında da ayrıntılı bilgiler verdi; “İstanbul’un fethinden sonra sessizce Göynük’e dönen Akşemseddin burada bir cami yaptırmıştır. 1459 yılında Göynük’te vefat etmiş, Gazi Süleyman Paşa Camisi’nin yanına defnedilmiştir. Mezarının üzerine 1464 yılında bir türbe yapılmıştır.” diye konuştu.

Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Hasan Fehmi Ulus ise, “Ebu Suud Efendi ve Örnek İlmî Şahsiyeti” başlığı altında bir konuşma yaptı. “Akşemseddin ve Ebu Suud Efendi gibi âlimler ilim, irfan bir yana bulundukları devre hakim olmuşlar, yetkili ve tesirli olmuşlardır.” diyen Dr. Öğr. Üyesi Ulus, özetle şunları söyledi:

“Osmanlı, toplam zamanların ve mekânların ruhuydu. Gördüğü, değdiği, bastığı, dokunduğu her yere nakış nakış o ruhu işliyordu. Neydi o ruh? İmandı. Ebu Suud gibi bir zevat Osmanlı tarihini dolduran, taşıran bir âlimdir. Bütün ilimler, Allah’ın ilmidir. Ne varsa yerde gökte, ezelden ebede hangi ilim, bilim dalı varsa hep O’ndan gelir ve O’na gider. Bunu bileceksin. Evvela ‘Bismillah’ demeyi bileceksin. Akşemseddin olsun, Ebu Suud Efendi olsun zannederiz ki hep şerî ilimlerde çalışmışlar. Hayır, astronomide, tıpta, biyolojide vs. çalışmaları vardır. İşte Akşemseddin Hz.’nin salgın hastalıkları ile ilgili çalışması. Buna benzer nice ilim dallarında, fende, sanatta, edebiyatta… Her biri aynı zamanda şairdir. Ebu Suud Efendi; güler yüzlü, vakur bir duruşlu, edepli, mürettep bir insan, saygın, muhterem, sade giyimli, tatlı dilli, letafetli aynı zamandı heybetli. Bulunduğu mecliste soru sormak isteyen biraz çekinerek soruyor. Yani ortamın ciddiyetini muhafaza ediyor. Ama en sıradan insanı bile ciddiyetle dinleyen mütevazı bir hali var. Arapça ve Farsça bilir ve bu dillere de Türkçe kadar hakimdir. Her üç dilde de birbirinden âlâ şiirler ve nesirler yazardı. Biz bu âlimleri yakalayabilirsek, bir ateş düşürebilirsek gönüllere, toplantımız mübarek olsun, kazançlısınız.”

Panelin sonunda konuşmacılara teşekkür belgeleri ve hediyeleri, Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, Prof. Dr. Ömer Özyurt ve Prof. Dr. Bilal Gökkır ile İskilip Belediye Başkanı Recep Çatma tarafından verildi.