106. Yılında Çanakkale Zaferi Şehit ve Gazileri Anma E-Paneli Düzenlendi

    Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Rektörlüğü tarafından, 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferimizin 106’ncı yıl dönümü dolayısıyla, Şehit ve Gazilerimizi anma e-paneli düzenlendi. Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Süme moderatörlüğündeki panele, aynı bölümden Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Düzcü ve Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Emine Aşçı konuk konuşmacı olarak katıldılar.

    “Çanakkale’de Türk Denizcileri” konusunda sunum yapan Doç. Dr. Levent Düzcü, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’nda aynı anda birçok cephede savaşmak zorunda kaldığını ve Çanakkale’nin, Sarıkamış’tan hemen sonra başlayan ikinci büyük mücadele olduğunu vurgulayarak, “Çanakkale; akıl, fikir, bilim ve kenetlenme ile kazanılmış bir zaferdir. Çok iyi organize olmuş, disiplinli, mükemmel bir Türk Askeri Teşkilatı vardır. Gerçekten Türklerin teşkilatçı bir toplum olduğunu Çanakkale’den anlıyoruz. Çanakkale’nin neden destan olduğunu, yaptıklarını, kahramanlıklarını hakikaten 7 düvel görmüştür.” dedi.

    1909 yılından itibaren halktan toplanan paralarla 1919’da Osmanlı Donanma Cemiyeti’nin kurulduğunu anlatan Doç. Dr. Düzcü, “Bütün Anadolu’dan, hatta Hindistan Müslümanlarından, Afrika’dan, Donanma Cemiyeti’nin topladığı yardımlarla savaş gemileri satın alacağız. Bunlardan biri de Muavenet-i Milliye. Şunu hatırlatmak istiyorum: Çanakkale’den düşmanın bir gün zırhlı gemilerle geçeceğini Abdülaziz döneminde askeri heyet biliyordu ve bununla ilgili raporlar hazırladılar. Yine Abdülhamit döneminde, Çanakkale’den zırhlı düşman gemilerinin geçeceği hesaplanarak, askeri heyet raporu hazırlandı. Çok önceleri, 3. Selim döneminde de, yabancı donanmanın buradan geçebileceği endişesiyle, tabyalar, bataryalar, Çanakkale Boğazı’nın her iki tarafındaki kara bataryaları ile hazırlık orada başladı. Yani Türklerin aslında Çanakkale’de yaklaşık 100 yıla yakın bir hazırlığı vardı.” diye konuştu.

    Doç. Dr. Levent Düzcü, Nusret Mayın Gemisi ve Muavenet-i Milliye Gemisi Özelinde Çanakkale Deniz Savaşlarını özetle şöyle anlattı:

    “Çanakkale’nin kuzeyden cephesi Karadeniz’dir ve burada amacımız daha çok Çanakkale Boğazı’nda keşif yapmak, gözlem yapmak. Yer yer saldırı ve aşırtma atışları yapacağız, en önemlisi de mayın döşeyeceğiz. Rusların, İstanbul’un Karadeniz’e açılan tarafı ile Zonguldak ve Ereğli’ye döşediği mayınların hepsini alacağız. Türk halkı bu mayınları, takalarla, kayıklarla toplayacak. Nusret Mayın Gemisinin 26 mayını da budur. Türkler bu mayınları bölgeye döşeyecek. Çanakkale Savaşları, bir bakıma Karadeniz’den kazanılıyor aslında. Nusret Mayın Gemisi, 7-8 Mart gecesi, 26 mayını o karanlık limana döşeyecek. 18 Mart, büyük bir mahşer provasıdır.  3 sıra halinde girecek İtilaf kuvvetleri ama Nusret Mayın Gemisinin farkında değiller, bölgede sık sık mayın temizlemelerine rağmen. 18 Mart’ta içeri girdiklerinde 3 tümen halindeler; Queen Elizabeth, Agamemnon, Inflexible, Fransız Sufren, Bouvet, Ocean gibi 16 büyük zırhlı gemi, Çanakkale Boğazı’ndan içeri giriyor. Ama onlar girerken, Anadolu ve Avrupa yakasında yani Gelibolu tarafında bataryalarımız var. Mecidiye, Hamidiye, Namazgah, Orhaniye, Seddülbahir gibi bataryalarla, gemilere yoğun bir şekilde mermi ve top atışı yapılıyor. Ama gemiler de bu bataryaları top atışlarıyla dövüyor, bataryalar yavaş yavaş susmaya başlıyor. Sabah 10.30’da girişler devam ederken, Mecidiye bataryasında Seyit Onbaşı ve yanında Niğdeli Ali bulunuyor. Seyit Onbaşı’nın attığı 3 mermi var. Seyit Onbaşı, ‘Anamın öğrettiği duaları okudum, La Havle çektim, vurdum. Kurtuldu benim öz yurdum’ diyor daha sonra. Attığı 3 top mermisi de Ocean gemisine isabet ediyor. Fransız Bouvet gemisi, yine bu toplardan kaçmaya çalışırken Nusret Mayının 7-8 Mart gecesi döşediği 26 mayından bazılarına çarpıyor. Yavaş yavaş Çanakkale’nin soğuk sularına çok kısa bir sürede gömülüyor. Amiral De Robeck, gemilerin hemen geri çekilmesi emrini veriyor ve ikindi vaktine doğru gemiler geri çekiliyor. İngiliz Denizcilik Bakanı Churchill ise, ‘Biz sabah gideriz, akşam 5 çayını İstanbul’da içeriz.’ diyordu. Tabii ki öyle bir şey olmadı. Her iki tarafında planı vardı. Seyit Onbaşı ve Nusret Mayın Gemisinin, koca Çanakkale’yi kendilerine mezar kıldığını söylüyor Hamilton.

     “Muavenet-i Milliye, Goliath’ı 7 Dakika İçerisinde Ege Denizi’ne Gömüyor.”

    Denizaltılarla sık sık Çanakkale ve Marmara’ya girip çıkıyorlardı. İngiliz denizaltılar gerçekten büyük sıkıntılara yol açıyorlar. İstanbul Zeytinburnu ve Adalar’ın önüne kadar geliyorlar. İstanbul’dan gemiler sık sık öğrenci ve asker taşıyorlar, Çanakkale Boğazı’na, Eceabat’a ve Akbaş koyuna. Denizaltılar bunların çoğunu maalesef vuruyor, malzeme ve asker sevkiyatını önlemeye çalışıyorlar. Fakat Türkler’de onların 9 denizaltısını batırıyor. Mesela Australian AE 2 denizaltısını, 25 Nisan’da Sultanhisar torpido botu batırıyor, Ali Rıza Bey var başında. Fransa’nın Joule denizaltısını ve Turkuaz denizaltısını Müstecip Onbaşı batırıyor. Bir zaman sonra, Alman denizaltılarının da yardıma gelmesiyle, İngilizler Eylül’den sonra geri çekilmeye başlayacaklar. Barbaros ve Turgut Reis zırhlılarımız vardı. Büyük gemilerimizin tamamı ise, Karadeniz’de Ruslarla savaşıyor. Gelibolu’nun üstünden aşırtma atışlar yapıyordu iki zırhlımız. Karşı tarafta Queen Elizabeth ve Goliath zırhlısı var. Bu atışları Barbaros ve Turgut Reis çok başarılı bir şekilde yapıyordu. İngiliz gazeteci Bartlett, bunların çok büyük sıkıntılara yol açtığını, kendilerini en fazla uğraştıranın bu atışlar olduğunu söylüyor. En önemli gemimiz, Muavenet-i Milliye. Müslüman Türk milletinin paralarıyla 1911-1912 yıllarında alınan gemi, halkın donanmasıdır. Goliath zırhlısı, özellikle Kerevizdere Muharebelerinde, Türk ordusunun üstüne fırtına gibi mermi yağdırıyordu. Burada çarpışmalar kanlı bir şekilde devam ediyordu. 13 Mayıs gecesi ise, her şey değişecekti. Kurmay Heyeti bir karar verdi ve Binbaşı Ahmet Bey, Muavenet-i Milliye gemisine hazırlıkları yaptı. Çanakkale’nin kaderini değiştirecek ve Goliath’ı ortadan kaldıracağız, diyordu. Küçük bir muhrip bu. Muavenet-i Milliye muhribi, savaşın seyrini değiştirecek. Muavenet-i Milliye gemisi, Binbaşı Ahmet Bey kumandasında tam bir karartma yaparak ilerleyecek, yavaş yavaş boğazdan çıkacak ve Goliath zırhlısına yanaşacak. Biraz ileride bütün İngiliz ve Fransız savaş gemileri var. Sanki aydınlık bir şehir manzarası veriyormuş gibi, huzurlu ve ışıklı bir gece gibi, ama bu ışıklı geceyi küçük bir Türk muhribi vuruyor. Büyük bir zırhlıyı ortadan kaldırıyor. Hazırlıklar yapıldı, askerlere sadece akşam yemeği olarak peynir ve ekmek verildi. Goliath’tan 3 kez, ‘siz kimsiniz’ işareti geliyor. Parola isteniyor. Soruya soruyla cevap verilerek zaman kazanılıyor. 3 torpido atılıyor ve Muavenet, koskoca Goliath’ı 7 dakika içerisinde Ege denizine gömüyor. Muavenet’i Çanakkale Boğazı’nda alkışlarla karşılıyorlar. İstanbul’a döndüğünde Boğaziçi’nde, mendiller sallayarak, alkışlarla Muavenet’in bu zaferini İstanbul halkı kutlayacaktır.”

    “Çanakkale Kara Savaşları” konusunda bir sunum yapan Dr. Emine Aşçı ise, kara savaşlarının, Gelibolu yarımadasının büyük bir kısmında cereyan eden ve 259 gün süren çok büyük bir mücadele olduğunu kaydederek, “Askerlerimiz kara savaşı olacağını bilmektedir ve tahminleri vardır. Bu tahminler, özellikle Gelibolu yarımadasının güney ve batı kesimleri üzerinden olacağı şeklindedir. Mesela Mustafa Kemal Paşa, Balkan Savaşlarının son safhasında bir süre Gelibolu’da bulunmuş; Kabatepe ve Seddülbahir taraflarından bir çıkarma olacağını önceden kestirmiştir. Fakat 25 Mart’ta bölgeye, Almanya ve Osmanlı arasında yapılan bir anlaşma ile atanan Liman Von Sanders gelir ve başka bir plan uygular. O’na göre çıkarma, Saros körfezinden, Kumkale’nin biraz altında Beşike bölgesi var; bu bölgelerden çıkarmanın yapılacağına dair kanaat geliştirmiştir.” dedi.

    Bu nedenle, kuvvetlerin bu bölgelere yığılacağını ve tümenlerin de, Liman Von Sanders’in bu hatalı tahminine göre dizileceğini belirterek sözlerini sürdüren Dr. Aşçı, “Asıl çıkartmanın olacağı yere, 9. Tümen konuşlandırılmıştır. Ona bağlı 25, 26 ve 27. Alaylar vardır. Savaş başlamadan önce bu alaylar, yer değiştirmişlerdir. Yine gelen bir talimatla 25. Alay, elindeki makineli tüfekleri de beraberinde götürmüştür. 26. Alay hem sayı olarak azdır, hem de teçhizat itibariyle az bir şekilde muharebeye yakalanmış durumda kalacaktır. 27. Alay, yukarıda Arıburnu çevresinde bulunuyor. 27. Alay’ın başında Yarbay Mehmet Şefik Bey bulunmakta. Özellikle bu güney kısımlara hitap eden bölgede 3. Tabur var, 3. Tabur’daki isimde Mahmut Sabri Bey. Bu iki ismin, burada hakikaten bir kahramanlık destanı yazdığını net bir şekilde söyleyebiliriz.” diye konuştu.

    “57. Alay’ın Bölgeye Gelmesi, Çanakkale Savaşlarının İlk Kırılma Noktasıdır.”

    Biga çevresinde konuşlanmış takviye birlik niteliğindeki 19.Tümen’in başında da Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğunu vurgulayan Dr. Aşçı, özetle şunları anlattı:

    “Liman Von Sanders’in tahmini bu yöndedir fakat 25 Nisan sabahı, İtilaf devletlerinin çıkarma yapacağı güzergahlar, Seddülbahir’in uç kısmı ve Arıburnu, özellikle Kabatepe’dir esasen. Yukarıya doğru yayılan bir hat şeklinde olacaktır. Arıburnu’ndan Anzaklar çıkarma yapacaklardır. Seddülbahir’de İngiliz askerleri, Kumkale tarafından da Fransız askerleri çıkarma yapacaklardır. İlk önce yaklaşık 100 gemiyle, Gelibolu yarımadasını boydan boya bombalamışlardır. Nereye tam olarak çıkarma yaptıklarını belli etmemeye çalışmışlardır. Mesela, Saros ve Kumkale taraflarında aldatma çıkarmaları yapılırken, buradaki 2’şer tümen oyalanmaya çalışılmıştır. Fransızlar, bir müddet Kumkale’yi ele geçirmeye çalışmış, sonra İngiliz gemileri ile alınarak Seddülbahir harekatına dahil edilmişlerdir. Yukarıdaki aldatma çıkarmasında da Liman Von Sanders, çıkarmanın tam olarak nerede yapıldığını bilemediğinden dolayı, kuvvetlerin yayılması konusu sıkıntıya girmiştir. İşin bir başka boyutu da, Gelibolu yarımadası, Türkiye yeryüzü şekillerinin küçücük bir karaya sıkışması gibidir diyebiliriz. Burası çok kırıklı, aniden yükseltilerin, aniden dehlizlerin bulunduğu bir yer. Teçhizatlı bir orduyu bir yerden bir yere nakletmek hiç o kadar kolay değil. Ordunun desteklenmesi de zor. O yüzden bir gafil avlanma durumu olacaktır. İngilizler, Ay tepe, Karacaoğlan ve Gözcübaba tepelerini evvela ele geçirmek istemişlerdir. Ardından Alçıtepe’ye doğru ilerlemek istemişlerdir. Anzaklar’da burada Kocaçimen tepe ve Conkbayırı havzasını önce ele alacaklar ve son nokta olarak Kilitbahir platosunu ele geçireceklerdir. Buraların önemi, Gelibolu’nun bu uç kısımlarının uç noktaları, hakim tepeler. Elinizde güçlü bir teçhizat varken buralara hakim olursanız, savaşı siz kazanırsınız demektir. Bu bağlamda, 25 Nisan sabahı çıkarmaya başlayacaklardır.

    Arıburnu’nda başlayan çıkarma, onların aleyhine bir durumdu. Hain tepede, Asteğmen Muharrem’in 80 askeriyle bir mukabelesi olacaktır. Çok kısa süre içerisinde bu 80 askerimizden sadece 3’ü hayata kalabilecektir. Hemen ona güney doğudan yetişen İbradılı İbrahim, yanındaki çok ufak bir kuvvetle yardımcı olacaktır. Fakat O’da asker sayısının azalmasıyla birlikte geri çekilmek durumunda kalacaktır. Bu bölgeden, 27. Alay ve Şefik Bey sorumlu. Şefik Bey, haber alır almaz yanında ilk evvel 250 kişilik bir asker grubuyla buraya geldiğini görüyoruz. Sadece 1 saat içerisinde bu 250 askerin yüzde 80’i şehit düşeceklerdir. 4 bin Anzak askeri, kritik bir noktada kıyıya çıkmış olur. Mustafa Kemal Paşa, 19. Tümen’in başında daha geride bulunuyordu. Gece 3 civarında top atışlarını duyduğu vakit, bu bölgeden çıkarma yapıldığını anlar, hazırlık yapar ve kendisi Liman Von Sanders ve Esat Paşa’yı bölgeye gitmek için arar. Ama ulaşamaz. Kendisinin ifadesiyle, ‘Ben olsam, beni oraya tayin ederdim.’ diyerek inisiyatif kullanır, emir-komuta zincirinin dışına çıkar ve yanına 57. Alay’ı alarak sabah Conkbayırı’na doğru yola çıkar. Kendisi burada, 261 rakımlı tepede askerlerin kaçtığını görür. ‘Nereye gidiyorsunuz?’ diye sorar. ‘Düşman efendim, İngiliz, İngiliz’ derler. Mustafa Kemal Paşa, ‘Düşmandan kaçılmaz.’ der; ‘Ama, mermimiz bitti.’ derler. ‘Merminiz yoksa süngünüz var.’ der ve süngü taktırıp askerleri yere yatırır. Aşağıdan, Türk askerinin yere yattığını gören Anzaklar, taaruza geçildiğini zannederek korkup, onlar da yere yatarlar. İki ordu bu şekilde beklemiştir. Mustafa Kemal Paşa, 57. Alay’a haber gönderir. 57. Alay’la birlikte bir de küçük bir top olan dağ bataryası getirmişlerdir. 57. Alay’ın hızlı bir şekilde yetişmesiyle düşmana burada müdahale edilir. 57. Alay’ın gelmesiyle birlikte, kuzey taraftan Mustafa Kemal Paşa ve Hüseyin Avni Bey, aşağıdan da Şefik Bey, takviye edilen kuvvetleriyle birlikte, bir tür hilal çizmek suretiyle taaruza başlarlar. Bu taaruzda Mustafa Kemal Paşa, hepimizin bildiği meşhur sözü, ‘Ben size taaruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçen sürede, yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir.’ diyecektir. Anzakların geriye atılması durumunda, bölgenin sırt taraflarında Türk askeri bulunuyordu. Bu, Türk askerini açık hedef haline getirmiştir. Gelibolu’nun hem arazisi çok bozuktur, hem de kıyıdan itibaren su aniden derinleşir. Bu yüzden gemiler, kıyı dibine kadar çok rahat yanaşabilmektedir. Bu durum, bizim askerimizin çok aleyhine olmuştur. Bu gemiler, kıyıya iyice yanaşarak nokta tespit bombardıman yapmışlardır. Burada da böyle olur ve çok ağır kayıplar verilir. Ama nihayetinde bir taraftan Conbayırı ve Kocaçimen tepeye, 25 Nisan’da, en kritik günde, Anzaklar’ın geçişine izin verilmez. Diğer taraftan da işgal edilen Kanlısırt, Kırmızısırt gibi bölgelerden, düşmanın çıkarılması ile beraber Anzaklar geriye doğru itilirler. 57. Alay’ın buraya gelmesi, Çanakkale Savaşlarının bana kalırsa ilk kırılma noktasıdır.”

    https://youtu.be/jBMCpY9pZMg