8. Uluslararası Buğday Nematodları Sempozyumu, BAİBÜ Ev Sahipliğinde Düzenleniyor

    Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (CIMMYT), Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) ile Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi iş birliğinde, 26-29 Eylül 2022 tarihleri arasında “8. Uluslararası Buğday Nematodları Sempozyumu” düzenleniyor.

    Abant Palace Hotel’de düzenlenen sempozyuma; Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı’nın yanı sıra sempozyum organizasyon komitesi üyeleri Üniversitemiz Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa İmren, CIMMYT Türkiye Temsilcisi Dr. Abdelfattah Dababat, Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Fatih Özdemir ve akademisyenler Prof. Dr. Richard Smiley, Prof. Dr. Tim Paulitz, Dr. Grant Hollaway ve Dr. Zahra Abu, CIMMYT’den Dr. Hans Braun, Bonn Üniversitesi’nden Dr. Richard Sikora, Syngenta’dan Dr. Brigitte Slaats, TAGEM’den Dr. Suat Kaymak ve ICARDA’dan Dr. Mesut Keser ile 21 ülkeden 60’ı uluslararası olmak üzere 125 araştırmacı ve bilim insanı katıldı.

    Sempozyumun açılış konuşmasını Rektör Prof. Dr. Mustafa Alişarlı yaptı. Sözlerine katılımcıları selamlayarak başlayan Rektör Alişarlı, “8. Uluslararası Buğday Nematodları Çalıştayı’na, doğanın kalbi Bolu şehrimize, İzzet Baysal’ın şehrine, Köroğlu diyarına, Tokadî Hayreddin Hazretlerinin makamına hoş geldiniz diyor; tüm kıymetli hazirûnu selamlıyorum. Bu güzel mekânda, dünyanın farklı ülkelerinden hemen hemen tüm kıtadan gelen bilim insanları ile birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.” dedi.

    Rektör Alişarlı: “Dünya Adil Beslenmiyor.”

    Dünyada hem zirai hem de hayvansal kaynakların adilce paylaşılmadığına dikkat çeken Rektör Alişarlı, “Dünya genelinde her 8 kişiden 1’i açlıkla boğuşuyor. Dünya Açlıkla Mücadele Örgütü’nün verilerine göre, her yıl yaklaşık 3 milyonu çocuk olmak üzere 7 milyon kişi açlık nedeniyle hayata gözlerini yumuyor. Bununla birlikte özellikle modernleşme, fiziksel açıdan yetersiz hareket, yanlış ve aşırı beslenme nedeniyle kilolu veya obez kişi sayısının, son 30 yılda 857 milyondan 2.1 milyara yükseldiği biliniyor. Yani dünya adil beslenmiyor. Hem zirai hem hayvansal kaynaklar adilce paylaşılmıyor.” diye konuştu.

    “Doğal Olana Modern Biyoteknoloji Kullanarak Müdahale, Küresel Açlığa Gerçekten Bir Çözüm Arayışı mıydı?”

    Son 20 yılda yeterli gıdayı temin etmek için tarım, hayvancılık ve gıda sektöründe çok hızlı gelişmeler olduğunu vurgulayan Rektör Alişarlı, “Bu gelişmeleri hibrit tohum, hormonlu gıda, fonksiyonel gıda, organik gıda, gıda genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmiş gıdalar ve nanoteknolojik gıda ürünleri olarak sayabiliriz. Hepsinin ortak amacı, gıda ürünlerinin üretimi, işlenmesi, muhafazası sırasındaki olumsuzlukları bertaraf ederek, gıdaların raf ömrünü uzatmak ve daha fazla ürün elde etmektir. Kahinlerin ön gördüğü global açlığa çözüm için, hızla artan dünya nüfusunu doyuracak kaynak aramak, tabiatı kimyasal kirlenmelerden korumak ki yaygın olarak bilinçsiz zirai ilaç kullananlar, kimyasal gübre kullananlar bunun en baş sebeplerinden bir tanesidir. Hastalıklara dirençli, çevresel stres faktörlerinden etkilenmeyen, besinsel değerleri daha yüksek yeni ürünler geliştirmek için doğal olana modern biyoteknoloji kullanarak müdahale edildi. Bu müdahale gerçekten bir küresel açlığa çözüm için bir arayış mı yoksa çokca uluslu şirketlerin aç gözlülüğü mü? Bu soru samimi olarak ve vicdanen bir cevap bulmalıdır.” değerlendirmesini yaptı.

    “Benzer Senaryo, Hayvansal Kaynakların Çeşitlendirilmesi Üzerine Oynanıyor.”

    “Geçen 20 yıla rağmen GDO’lu ürünler bitkisel ürün ihtiyacının yeterince sağlanması noktasında global açlığa çare oldu mu?” sorusunu sorarak konuşmasını sürdüren Rektör Alişarlı, “Tarımsal araştırmaların ve bu tartışmaların üzerinden 20 yıl geçti. Şimdi benzer bir senaryo hayvansal protein kaynaklarının çeşitlendirilmesi üzerine oynanıyor. Gerekçeler yine benzer. Hızla artan dünya nüfusu, hayvan refahı yani besi hayvan kesiminin azaltılması, sera gazlarının atmosfere salımının azaltılması ve orman tarım arazisi tahribatının önlenmesi olarak sıralanmaktadır. Bu sebeple doğrudan hayvansal kaynaklı ürünlerin tüketimine karşı olanlar yapay eti yani sentetik eti tüketime sunmak istiyorlar. Alternatif et, küresel et tüketimini karşılamak için bir alternatif olarak yapay et, kültürlenmiş et, temiz et, hayvansız et, sentetik et, laboratuvar et, invitro et gibi isimlendirmeler ile insanlığa sunulmaya çalışılıyor. Ancak bu ürünlerin hiçbiri üretim teknolojileri gereği, gerçek doğal olan etin yerini tutamaz ve de alternatifi olamaz. Aslında en doğru alternatif isimlendirme ‘yapay bir sentetik et’ olmalıdır. Çünkü hiçbir kopya aslı gibi değildir ve bir kopya asla orijinali kadar iyi olamaz.” vurgusunu yaptı.

    “Tarımsal ve Hayvansal Kaynaklara Müdahale, Ekmek Bulamayan Pasta Yesin Sözünü Pekiştiriyor.”

    Tarımsal ve hayvansal kaynaklara müdahalenin sonuçlarını değerlendiren Rektör Alişarlı, özetle “Tarımsal ürünlerin yetersizliğinden dolayı genetiği ile oynanmış ürünler piyasaya sürülmeye çalışıldı ve bunu altın pirinç, altın mısır, soya ürünleri olarak bilmekteyiz. Doğrusu bunlar markette göğüsleri gererek satılıyor mu? Onu da bilemiyorum. Bunların ne olduğu, o da belli değil. Bunlar yaygınlaştırıldığı zaman asıl olana doğal olarak kim sahip çıkacak? Bunları kim tüketecek? Bunlar hepsi birer soru işareti. Tarihi bir gerçek yine, ‘Ekmek bulamayanlar pasta yesin’ sözünü oldukça pekiştirmektedir. Aynı şekilde hayvansal ürünlerde de, bu ürünlere ulaşmada bazı zorluklar var. Çünkü dünyadaki israfın boyutu tarımsal ürünlerde 170 milyar tona ulaşmaktadır. Bu kadar israfın olduğu bir yerde açlığın olması, sadece bir söylemden ibarettir.” ifadelerini kullandı.

    “Doğal Tarımın Korunmasında Bitki Koruma Bölümü’ne Büyük Görev Düşüyor.”

    Sempozyumda, buğday nematodlarının farklı ülkelerden gelen araştırmacı ve bilim insanları tarafından enine boyuna değerlendirileceğini hatırlatan Rektör Alişarlı, “Yaklaşık 50 sözlü, 20’ye yakın da poster sunumu var. Bu oldukça kıymetli. Ama şunu bilmek lazım: Bazı meslekler vardır ki bunlar kadim mesleklerdir. Bir insan hekimliği, bir veteriner hekimlik, bitki koruma ki biz buna bitki hekimliği de diyebiliriz, biz de öneminden dolayı üniversitemizde bir bitki hastanesi kurmaya çalışıyoruz, çok önemli gördüğümüzden dolayı bu ismi bilerek seçtik. Bu meslekler ilelebet varlıklarını koruyacaktır. Burada bitki korumanın fonksiyonu, önemi oldukça yüksektir. Sebebi de insan beslenmesi açısından tüm tarımsal kaynakların verimli olmasında, hastalıklarla mücadelede ve dayanıklılığın artırılmasında en büyük görev bu bölüme düşüyor. Hayvansal beslenme açısından da buradan gelen kaynaklar büyük önem arz ediyor. Bundan dolayı bu çalıştayın önemini fazlaca görmekteyim. Bu çalıştayın üniversitemizin ev sahipliğinde yapılmasından da büyük bir gurur duymaktayım. Bu vesileyle bu çalıştaya destek sağlayan Dr. Abdelfattah Dababat beyefendiye, Dr. Fatih Özdemir beyefendiye, Mustafa İmren hocama, Göksel Özer hocama ve tüm düzenleme komitesi üyelerine, çalıştaya verdikleri katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Bolu Abant Palace Hotele ev sahipliği için teşekkür ediyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

    8. Uluslararası Buğday Nematodları Sempozyumu

    ABD, İngiltere, Belçika, Almanya, İsviçre, Rusya, Çin, Mısır, Fas, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, İran, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan başta olmak üzere 21 ülkeden 60’ı uluslararası 125 araştırmacı ve bilim insanının katıldığı sempozyumda, buğday nematodlarının küresel dağılımı, popülasyon dinamiklerini etkileyen abiyotik stres faktörleri, nematodların teşhisi ve filogenetiği, bitki nematod etkileşimleri, konukçu direnci, nematod genomu ve parazitlik genler ve nematod mücadele stratejilerinde yeni yaklaşımlar değerlendirilecek.

    Önceki İçerikErasmus+ Personel Ders Verme Hareketliliği Başvuru Sonuçları (KA103)
    Sonraki İçerikBAİBÜ-TÜRKŞEKER İşbirliği ile İlk Yerli ve Milli Şeker Pancarı Çeşitleri Geliştirildi